ZİFİRİ KARANLIK İLE AYDINLIK
ZİFİRİ KARANLIK İLE AYDINLIK
Naci Hanpolat - 04.04.2026
Bir tarafta…
Servetin sarhoşluğunda kendini kaybetmiş, altının parıltılısında hakikati boğmuş bir ihtiras;
damarlarında kan yerine petrol dolaşırcasına, zifiri bir karanlıkta yönünü şaşırmış bir şey...
Gücü ilahlaştırıp insanlığı ayaklar altına seren bir kibir…
şehvetin doymak bilmez karanlığında kendini tüketmiş bir yozluk;
ölçüsüz arzularla büyümüş, sınır tanımaz bir şımarıklık…
adıyla değil, çağın çürümüş aynasındaki yansımasıyla anılacak: Trump.
Yanında,
tarihin tozlu sayfalarından kopup gelmiş bir hezeyan;
kendini Kudüs kapılarında hayal eden bir sahte kumandan,
tenine kazıdığı şekillerle değil, ruhuna kazınmış sığlıkla arzı endam eden,
gürültüsü çok, derinliği yok bir gölge: Hegseth.
Ve etraflarında dolaşan o karanlık halka…
Sözleriyle ateşi büyüten, haritaları kana bulamayı strateji sayan,
dünyayı bir satranç tahtası, halkları ise harcanabilir taşlar görenler:
John Bolton, Mike Pompeo, Lindsey Graham, Mike Pence, Tom Cotton, Miriam Adelson...
Gecenin en ağır kokusunu taşıyan isimler, lobiler,
gölgelere sığınmış arzuların müdavimleri,
yüzlerinde tebessüm, içleri çürümüş insansı şeytanlar…
Bir tarafta;
nifak tohumlarını eken o kirli el,
insanlık vicdanında açılan derin yaranın, kanla mühürlenmiş o kapkara ismin ta kendisi: Netanyahu…
barışın, merhametin o kadim ve zarif deryasından fersah fersah uzak,
zulmü sıradan bir zırh gibi kuşanarak vicdanın sesini sağır bir karanlığa mahkûm etmiş,
insanlığın ortak mukaddes değerlerinden nasipsiz, kibri kale, nefreti ise ufuk sanan derin bir akıl tutulmasının esiri olmuş bir canavar.
ve onunla aynı zifiri karanlıkta saf tutan,
öfkeyi bir siyaset sarayı gibi inşa eden, şiddeti yegâne yöntem ve yıkımı kaçınılmaz bir kader diye sunan suç ortağı katiller, tecavüzcüler sürüsü…
Ama bir de öte yanda…
Gürültüsüz ama sarsılmaz bir hakikat.
Öyle bir hakikat ki:
Derinlik var; köklere inen, sarsıldıkça daha da güçlenen.
İlim var; karanlığı yaran bir nur gibi parıldayan.
İman var; korkunun ve kibrin karşısında elif gibi dimdik duran.
Sanat var; ruhun sonsuzluğa açılan kapısı, acıyı bile bal kılan...
Ve cesaret…
yalnız kalsa bile hakikatin sancağını terk etmeyen bir yürek gibi atan.
Ölüme tebessümle kucak açan, kendi varlığını ve en kıymetlisini halkının bekasına feda eden bir adanmışlık.
Şair İsmet Özel der ki:
“Vandal yürek! görün ki alkışlanasın /
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedirt /
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın /
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir."
Ve işte onlar—
zulmü o kadar büyüttüler ki artık gizleyecek perde kalmadı.
Kendi elleriyle indirdiler maskelerini;
her hamlede biraz daha açığa çıktı içlerinde sakladıkları karanlık.
Öyle ki…
Dün alkış tutan eller bugün bağlı,
Övgüler dizen diller bugün dilsiz,
Gururla bakan gözler bugün tozun içinde…
Çünkü imparatorluklar sessizce çökmez.
Semud’un çığlığı, Âd’ın fırtınası,
suların yuttuğu Firavun ve tozun içinde boğulan Nemrutlar gibi;
Âleme ibret, tarihe mühür olsun diye gümbür gümbür yıkılırlar!
Artık onlar; Dünyanın sırtında taşınan kambur bir yük, İnsanlığın vicdanında dinmeyen derin bir yara,
Ve zamanın eşiğinde nefesini tutmuş bekleyen kaçınılmaz bir son gibidirler.
Zira bilinsin ki;
Her darbe, sahte ihtişamın üzerinden bir perdeyi daha indiriyor.
Şer cephesinin attığı her geri adım,
bastırılan hakikatin gür sedasına daha geniş bir meydan açıyor.
Ve perde tamamen kapandığında,
geriye sadece Kahhar ve Müntakim olanın hükmü kalıyor.
Zira;
Zulüm üzerine bina edilen hiçbir taht,
zevalin pençesinden kurtulamaz;
temeli mazlumun kanıyla yoğrulan mülkün akıbeti, kendi ağırlığı altında ezilmektir.
”Mü'minleri müjdele! Hoşunuza gidecek bir (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih"
