SURİYE’DEKİ DÖNÜŞÜM ÜZERİNE


TEMKİNLİ BİR İYİMSERLİK VE HAKKANİYETLİ BİR BAKIŞ

SURİYE’DEKİ DÖNÜŞÜM ÜZERİNE:
TEMKİNLİ BİR İYİMSERLİK VE HAKKANİYETLİ BİR BAKIŞ
Suriye meselesi, uzun zamandır hakikat ile propaganda arasında sıkışmış bir anlatının adıdır.
Bugün konuşulanların çoğu ya eksik ya da bilinçli olarak çarpıtılmıştır. Suriye’de yaşanan son gelişmelere dair aşağıda paylaştığımız analizdeki temel tespitlere büyük ölçüde katılıyorum. 
Ülkemizde Suriye’ye yaklaşım genellikle iki uç arasında sıkışmış durumda: 
Bir yanda, yaşananları baştan sona mahkûm eden ve süreci yalnızca “direniş ekseni” perspektifiyle okuyan bir yaklaşım var; diğer yanda ise süreci kusursuz bir “İslam devrimi” olarak yücelten bir görüş öne çıkıyor.

Şahsen, her iki uç bakışın da gerçeği tam olarak yansıtmadığını düşünüyorum.
Bu meselenin en az iki, hatta üç temel boyutu bulunmaktadır:
1. Rejimin Rolü ve Karakteri
Esed rejimi, Direniş Ekseni içerisinde Hizbullah’a ve Filistin direniş gruplarına lojistik destek sağlayan stratejik bir aktör konumundaydı. Ancak aynı rejim, kendi halkı üzerinde ağır bir istibdat kurmuş, otoriter ve baskıcı bir yapıyı temsil ediyordu. Nitekim savaş süresince sivillere yönelik yürütülen acımasız politikalar sonucunda yüz binlerce insan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası ise yerinden edilmiştir.
2. Küresel ve Bölgesel Müdahaleler
Başlangıçta haklı taleplere dayanan yerel protestolarla başlayan süreç; zamanla ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgesel hesapları, Türkiye’nin hatalı öngörüleri ve Körfez ülkelerinin finansal desteğiyle derinleşen, yönlendirilen ve nihayetinde yıkıcı bir krize evrilen bir yapıya dönüşmüştür.

3. Savaşın Uzamasından Faydalanan Aktörler ve Stratejik Kırılma
Savaşın uzamasından en fazla fayda sağlayan aktörlerin başında hiç şüphesiz ABD ve İsrail gelmektedir. Bu nedenle sahada etkili olan hemen her aktörün—bilerek ya da farkında olmadan—bu yıpratma stratejisine doğrudan ya da dolaylı katkı sunduğunu görmek gerekir.
Türkiye açısından en kritik hata, sürecin milli bir perspektiften ziyade Atlantik eksenli bir projeksiyonla okunması olmuştur. Dönemin dış politika yapıcılarının, özellikle de Davutoğlu’nun Hillary Clinton çizgisiyle kurduğu angajman; Ankara’nın Suriye meselesini milli-yerli bir çözümden ziyade, Atlantik merkezli bir dizayn çabasının parçası olarak ele almasına yol açmıştır.
Bu tercihin maliyeti Türkiye için oldukça ağır olmuştur. Başlangıçta askeri müdahaleye zorlanan ve terörle mücadele koalisyonuna 'kilit aktör' olarak davet edilen Türkiye; kısa süre içinde haksız bir biçimde terörle ilişkilendirilen ve baskı altına alınan bir konuma itilmiştir. Ardından 'Rojava hattı' üzerinden yıllara yayılan bir yıpratma sürecine hapsedilen Türkiye, içine çekildiği bu stratejik tuzağı ancak çok sonra fark edebilmiştir. Nihayetinde, dönemin bu dış politika tercihi ve Suriye İhvanı’nın uzlaşmadan uzak tutumu, erken bir çözüm ihtimalini ortadan kaldırarak; yerini derinleşen, yıkıcı ve uzun süreli bir iç savaşa bırakmıştır.
Yeni Yönetim ve Mevcut Kaygılar
Gelinen noktada artık yeni bir yönetim gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Gelinen noktada Suriye, Ahmet Şara liderliğinde yeni bir yönetim gerçeğiyle karşı karşıyadır. Bu yönetimin dış politika yönelimi, Washington’dan gelen 'açık uçlu' destekle somutlaşan, dikkatle izlenmesi gereken bir tablo sunmaktadır. Nitekim Donald Trump’ın, Şara yönetiminin başarısı için 'ellerinden geleni yapacaklarını' ilan etmesi, sıradan bir diplomatik nezaket değil; yaptırımların gevşetilmesi ve finansal kanalların açılmasıyla desteklenen stratejik bir yatırımın ilanıdır.
Bugün Şara’ya verilen Batı desteği bir 'iyi niyet göstergesi' değil, Suriye’nin yeni eksenini belirleme çabasıdır. Şara’nın İran ve Hizbullah karşıtı söylemleri ile İsrail’e karşı kullandığı temkinli dil birlikte okunduğunda tablo netleşmektedir: Suriye, Filistin davasının ve Kudüs’ün tasfiyesi anlamına gelen 'İbrahim Anlaşmaları' parantezine doğru, yavaş fakat kararlı bir şekilde çekilmektedir."
Bu artık bir ihtimal değil, yönü belirlenmiş bir sürecin adım adım inşasıdır.
________________________________________

Sonuç: Temkinli İyimserlik ve İhtiyatlı Bir Bekleyiş
Daha önce de ifade ettiğim üzere, tüm bu gelişmelere—özellikle Trump yönetimi ve Batı başkentlerinin Şara’ya verdiği açık desteğe rağmen—hüsn-i zannı bütünüyle terk etmenin doğru olmadığı kanaatindeyim.
Bu yaklaşım, bölge gerçekleri dikkate alındığında fazla iyimser ya da naif görülebilir. Ancak henüz yolun başındaki bir yönetim için kesin hükümler vermek yerine, sınırlı da olsa bir alan tanımak daha isabetli olacaktır.
Zira ülke içinde, başta Kürt meselesi olmak üzere, temel sorun alanları hâlâ çözülebilmiş değildir ve mevcut denge son derece kırılgandır. Bunun yanında, farklı fay hatlarının ve derinleşmiş iç gerilimlerin bertaraf edilmesi, uzun ve zorlu bir süreci zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle stratejik temkini elden bırakmadan, gelişmelere ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşmak en sağlıklı tutumdur.
________________________________________
Son Bir Not
Tüm tartışmaların ötesinde, üzerinde en geniş mutabakatın sağlanması gereken temel gerçek şudur:
Unutulmamalıdır ki; parçalanmış bir Suriye sadece Suriyelilerin değil, tüm bölgenin ortak mağlubiyetidir. Güçsüz bir Şam merkezi, İsrail için 'güvenlik' üretirken; İslam dünyası için kalıcı bir kırılganlık ve stratejik bir boşluk anlamına gelecektir. Mesele sadece bir yönetim tercihi değil, bölgenin varlık-yokluk dengesidir. Ve o denge bir kez yitirildiğinde; kazanan kim görünürse görünsün, kaybeden coğrafyanın tamamı olacaktır.
Tartışmaların ötesinde sarsılmaz tek gerçek şudur: Suriye, merkezi bütünlüğünü korumak zorundadır. Bu bütünlük, sadece bir ülkenin bekası değil; İslam dünyasının Siyonist yayılmacılık karşısındaki son stratejik barikatıdır.
Özellikle Türkiye ve İran açısından bu gerçeklik çok daha belirleyici bir nitelik taşımaktadır.

Önemli Not: 
Suriye İhvanı’nın savaş sürecindeki pozisyonu, sadece bir 'siyasi tercih' değil, Suriye meselesinin düğüm noktasıdır. Dökülen masum kanlarının ve elden giden stratejik kalelerin bedelini anlamak için bu örgütün basiretten yoksun tavırları ayrı bir inceleme konusu yapılmalıdır. Bu çalışma, dökülen kanın ne pahasına ve kimlerin eliyle heba edildiğini ifşa edecektir.

________________________________________

Özet
:
Türkçe
X