ABD'nin İran'la Bitmeyen Hesabı ve ABD-İsrail Denklemine Farklı Bakış

 

 

 

 

ABD'NİN iRAN'LA BİTMEYEN HESABI VE ABD-İSRAİL DENKLEMİNE FARKLI BAKIŞ

 

Naci HANPOLAT - 24.05.2026

 

Bugün Orta Doğu’da objektif tüm veriler, ABD’nin bu bölgesel savaştan sıyrılmaya çalıştığını, Netanyahu yönetiminin ise Washington’ı zorla girdabın içine çekmek için çabaladığını gösteriyor. 

 

Ancak madalyonun diğer yüzünde yabana atılmayacak, kurumsal bir devlet aklına işaret eden çok çarpıcı bir tez daha var:

(Brian Berletic - https://x.com/BrianJBerletic/status/2058418971095765102?s=20).

 

Kaynağı ise CIA, Pentagon ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi'nde Amerikan politikalarını fiilen yönetmiş tepe kadronun yazdığı, Brookings Institution’ın Haziran 2009 tarihli resmi strateji belgesi: 

 

"Which Path to Persia? Options for a New American Strategy toward Iran". 

 

 

Raporun 5. Bölümü doğrudan şu başlığı taşıyor: "LEAVE IT TO BIBI" (Bibi'ye Bırak: Bir İsrail Askeri Saldırısına İzin Vermek veya Bunu Teşvik Etmek). 

 

Belgede açıkça, ABD'nin İran'ı doğrudan vurmasının bölgedeki tüm Amerikan çıkarlarını baltalayacağı, bu yüzden diplomatik öfkeyi ve İran'ın füzelerini kendi üzerinden uzaklaştırıp İsrail'e yönlendirmek amacıyla İsrail'i saldırmaya teşvik edebileceği ve arka planda yardım edebileceği yazılı. 

 

Planın devamında ise İran'ı içeriden çökertmek için "Kadife Devrim" fonlamaktan etnik azınlıkları silahlandırmaya kadar her şey detaylandırılmış. Yani bugün izlediğimiz ve 2024-2026 sürecinde hem Biden hem Trump dönemlerinde karşımıza çıkan "ABD masada itidalli güç, İsrail ise öfkeli ve kontrol edilemez komşu" tablosu, aslında bu sinsi paratoner stratejisinin bir parçası olabilir. 

 

Gerçek şu ki; tıpkı Ukrayna gibi lojistik, istihbarat ve mühimmat açısından ABD'ye göbekten bağlı olan İsrail, Washington'ın sürekli onayı olmadan tek bir büyük operasyon bile yapamaz. 

 

Tabii işin değişmeyen tek mutlak gerçeği ABD'nin, özellikle de Trump yönetiminin pragmatizmidir. 

 

Sahada hangi anlaşmaya imza atılırsa atılsın, Washington’ın hesabına gelmediği an hiçbir diplomatik ve etik değeri tanımayacağını, her an masayı devirip muhataplarını satabileceğini (ki bunu İran’a karşı nükleer anlaşma süreçlerinde iki kez gösterdiler) unutmamak gerekiyor. 

 

Kısacası; ortada ister ABD'yi rehin almış bir İsrail çılgınlığı olsun, ister İsrail'i maşa olarak kullanan bir Amerikan aklı; bu kirli ittifakın Orta Doğu'ya vadedebileceği hiçbir hukuki veya etik güvence bulunmuyor.
 

Özet
:
Naci HANPOLAT - Bugün Orta Doğu’da objektif tüm veriler, ABD’nin bu bölgesel savaştan sıyrılmaya çalıştığını, Netanyahu yönetiminin ise Washington’ı zorla girdabın içine çekmek için çabaladığını gösteriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde yabana atılmayacak, kurumsal bir devlet aklına işaret eden çok çarpıcı bir tez daha var.
Resim
Resim
alt
alt
Türkçe
X