İnnâ lillâhi Ve İnnâ İleyhi Râciûn

 

 

 

 

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.

 

Naci HANPOLAT - 01.03.2026 

 

Pedofil çeteler, ömrünü kemale erdirmiş, bütün varlığını şehadet idealine adamış bir gönül insanını hedef alarak aslında kendi korkularını ve acziyetlerini ele verdiler. Zira aylarca süren tehditlere rağmen ailesiyle birlikte evini, halkını ve davasını terk etmemesi; boyun eğmeyen bir iradenin, ölümden korkmayan bir teslimiyetin en açık ifadesi değil midir?

 

Üstelik daha birkaç hafta önce pedofil medya aygıtlarının “Hamenei Rusya’ya kaçtı” yalanlarıyla algı üretmeye çalıştığını hatırladığımızda, bugün yaşananlar bu iradesiz zihinlerin iftiralarının ne denli boş ve temelsiz olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

 

O, belki de zulme karşı direnişe dirisinden çok naaşının hizmet edeceği düşüncesiyle, zaten erişmek için dua ettiği en büyük arzusuna kavuştu; geride kalanlara ise onurlu, fedakârlık yüklü bir miras bıraktı.

 

Elbette bu cinayetin oluş biçimi, askerî ve istihbarî boyutları, savaş stratejisi açısından çıkarılması gereken dersler; işin ehli insanlar tarafından ayrıca ele alınacaktır. Ancak bugün asıl hatırlamamız gereken, daha derin ve tarihî bir hakikattir.

 

Çocuk tacizcisi yamyamlar, mümin önderleri hedef alarak tarih karşısında kazandıklarını sanıp sevinç naraları atabilirler. Oysa tarih, her defasında tam tersini yazmıştır.

 

Nice isimler susturulmak istendi; ama fikirleri bastırılmak şöyle dursun, her biri daha gür bir sedaya dönüştü.

 

İzzeddin el-Kassam, İskilipli Atıf, Şeyh Said, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Muhammed Bakır es-Sadr, Ali Şeriati, Abbas el-Musevi, Şeyh Ahmed Yasin, İsmail Heniyye, Hasan Nasrallah, Yahya Sinvar... 7 Ekim sonrası verilen tüm şehitler... Her milletten, her mezhepten, her meşrepten bir şehitler kervanı. Ve derken say say bitmez bir şeref listesine adını yazdıran Ayetullah Ali Hamenei…

 

Şimdi soruyorum: Bu isimlerden hangisinin kaybı, katil yamyamların beklediği sonucu doğurdu? Hangi şehadet zalimlerin hanesine kâr yazıldı? Hangi suikast ya da hangi şehadet, adalet talebini tarihten silebildi?

 

Aksine, her kayıp düşünsel sürekliliği besledi; her baskı, direniş fikrini daha köklü hâle getirdi.

 

Bugün Tahran’daki İnkılab meydanı başta olmak üzere ülkenin büyük şehirlerinde toplanan kalabalıklara baksınlar. Bombalanma riskine rağmen milyonlarca insan meydanlarda Ayetullah Hamenei’yi hedef alan saldırıyı protesto ediyorlar.

 

Milyonlarca insanı bile öldürseler bu “kula kul olmayı reddedip Allah’ın adını yüceltme” ideali peşinde koşan özgürlük taraftarlarını yine caydıramayacaklar.

 

Çünkü bu mücadele kişilerle kaim değildir. Dayanağını vahiyden, meşruiyetini ahlaktan, sürekliliğini ise inançtan alır. Bu nedenle bastırılabilir ama ortadan kaldırılamaz.

 

Cinayet şebekesi bunu göremiyor tabi. Çünkü Allah Teâlâ, hakikat ateşini söndürmeye yeltenenlerin kalplerini ve basiretlerini karartır. Tarihte defalarca görüldüğü üzere, hakikati yok etmeye yönelenler zamanla gerçeklik duygularını kaybeder; gücü mutlak zannettikçe daha derin bir güvensizliğin içine sürüklenirler. Kendi korkuları, en sadık refakatçileri hâline gelir.

 

Bu topraklarda özgürlük, şeref ve onur mücadelesi sona ermez. Bir cana kıyarak sonuç elde edeceğini sananlar bilmezler ki; güç kullanarak bedenleri yok edebilirler ama fikirleri öldüremezler. Bir bedeni hedef alanlar, bir halkın iradesini asla teslim alamazlar.

 

Bu cinayet; faillerine huzur değil, daha ağır bir hesap ve daha derin bir yük getirecektir. İnananlar içinse bu, bir yenilgi ya da geri çekilme değil; safları daha sık tutma, özgürlük ve asalet yürüyüşünü daha büyük bir kararlılıkla sürdürme çağrısıdır.

 

Elbette bilinmektedir ki İran’ın bölgesel politikaları, özellikle Suriye bağlamında, Sünni dünyada zaman zaman farklı değerlendirmelere ve ciddi rezervlere yol açmıştır. Ancak bugün, bu ihtilafları, geçmişe dair eleştirileri ve mezhepsel ayrışmaları bir kenara bırakma zamanıdır. Zira karşımızda duran tehdit, siyasi bir rekabetten ya da bölgesel bir çekişmeden çok daha öte bir anlam taşımaktadır. İnsan yiyen bu cinayet şebekesinin hedefi açıktır: Yeryüzünde Allah’ın nurunu söndürmek.

 

Bu karanlık hedef doğrultusunda saf tutan odakların saldırılarına bugün İran ve onun önderi, şehadet makamına yürümüş Ayetullah Hamenei maruz kalmıştır. Ancak bunun bir son durak olmadığını görmek gerekir. Bugün İran olan hedefin, yarın —er ya da geç— Türkiye’ye ve bölgedeki diğer direnç merkezlerine yöneleceğinden şüphe duyulmamalıdır.

 

Bugün Müslümanların ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki özgürlük yanlılarının sorumluluğu; mezhebi, kimliği, coğrafyası ya da düşüncesi ne olursa olsun, bu saldırı karşısında açık ve net bir tutum almaktır. İran’ın ve Şehid Lider’inin yanında durmak; imkânlar ölçüsünde değil, imkânların azamisini zorlayarak bu zulüm cephesine karşı durmak, artık bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur.

 

Durmak yok, yola devam…

 

Al-i İmran, 173

 

"Bir kısım insanlar, müminlere “Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı (asker) topladılar; aman onlardan sakının!” dediklerinde, bu (durum) onların (müminlerin) imanlarını artırmış ve “Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir (güven kaynağıdır)!” demişlerdi."

Özet
:
Naci Hanpolat - Bu mücadele kişilerle kaim değildir. Dayanağını vahiyden, meşruiyetini ahlaktan, sürekliliğini ise inançtan alır. Bu nedenle bastırılabilir ama ortadan kaldırılamaz. Cinayet şebekesi bunu göremiyor tabi. Çünkü Allah Teâlâ, hakikat ateşini söndürmeye yeltenenlerin kalplerini ve basiretlerini karartır. Tarihte defalarca görüldüğü üzere, hakikati yok etmeye yönelenler zamanla gerçeklik duygularını kaybeder; gücü mutlak zannettikçe daha derin bir güvensizliğin içine sürüklenirler. Kendi korkuları, en sadık refakatçileri hâline gelir.
Resim
Türkçe
X