İsrail'in Bölgesel Kürt Planı Neden Çöktü?

 

 

 

 

 

 

ANALİZ HABER | İsrail'in Bölgesel Kürt Planı Neden Çöktü? Siyonist Akıl ve Türkiye Gerçeği

 

İsrail’in önde gelen yayın organlarından Israel Hayom’da Shal Gay imzasıyla yayımlanan bir analiz, Tel Aviv’in bölgedeki kirli planlarını ve bu planların Ankara’nın stratejik duvarına nasıl çarptığını gözler önüne serdi. Ancak madalyonun diğer yüzü ve bölge gerçekleri, İsrail'in "Kürt kartı" üzerinden yürütmeye çalıştığı şeytani planın arka planını çok daha net açıklıyor.

 

Israel Hayom yazarı Shal Gay, İran’a yönelik planlanan ancak Türkiye’nin hamlesiyle çöken gizli bir operasyonun perde arkasını itiraf etti. Yazıda, İsrail'in İran'da bir rejim değişikliği yaratmak adına Kürt nüfusu bir kara gücü olarak kullanmak istediği şu sözlerle açıkça ifade edildi:

 

"Bir Kürt kara harekatı hazırlanmış, onaylanmış ve uygulanabilir hale getirilmişti... Amacı netti: İsrail’in hava savaşını bir rejim değişikliğine dönüştürmek. İsrail, İran sistemini felç etmiş; Amerikan gücü ise bu etkiyi daha uzak noktalara taşımıştı. Kürtler ise bu denklemin eksik olan kara ayağıydı."

 

İkiyüzlü İsrail Siyaseti ve "Kullanışlı Aparat" Stratejisi

 

Tarihsel gerçekler ve bölge sosyolojisi göstermektedir ki, bölgede hiçbir Müslüman halkın (buna Kürtler de dahil) iyiliğini istemeyen İsrail, yalnızca kendi varlığı ve güvenliği için "böl-parçala-yönet" taktiği uygulamaktadır. 

 

Kürtlerin yaşadığı ülkelerdeki yönetimlerin yanlış politikaları sonucu oluşan siyasi, kültürel ve sosyal sorunlar, emperyalist güçler ve Tel Aviv için bu halkı devletlerine karşı kışkırtacak "kullanışlı birer aparat" haline getirme zemini sunmaktadır.

 

Kürtler adına mücadele verdiğini iddia eden (PKK/YPG ve uzantıları gibi) yapıların genel karakterinin seküler zemine dayanan sol veya milliyetçi ideolojiler olması, Siyonist akılla ideolojik bir geçirgenlik yaratmakta ve bu kullanışlılık zaman zaman örgütler tarafından çift taraflı bir "kazan-kazan" durumu olarak pazarlanmaktadır.

 

Ancak evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Suriye özelinde tüm Batılı ve Siyonist kışkırtmalara rağmen Kürt nüfusun sağduyulu davranarak rejimle topyekûn bir çatışmaya girmekten kaçınması; İran ve Irak Kürtlerinin de bu son saldırı planına mesafeli bir duruş sergilemesi, Şeytani planın bu kez tutmasına fırsat vermemiştir.

 

Planı Çökerten Dinamikler: Türkiye’nin Yeni Hamleleri ve Devlet Aklı

 

Bu kirli planın hayata geçememesinin arkasında Türkiye'nin içeride ve dışarıda yürüttüğü çok boyutlu proaktif siyaset yatmaktadır. Türkiye’de son dönemde yürütülen iç cepheyi tahkim etmeye yönelik yeni süreçler, Öcalan faktörünün bölgedeki terör örgütleri üzerindeki araçsallaştırma oyununu bozması ve Ankara’nın net duruşu denklemi değiştirmiştir. 

 

Türkiye, bir devlet olarak ABD’ye, İran’a yönelik bu tarz bir istikrarsızlaştırma müdahalesine kesinlikle sıcak bakmayacağını en üst perdeden göstermiştir.

 

Israel Hayom yazarı da Ankara'nın bu hamlesini ve Washington üzerindeki baskısını şu itirafla doğrulamaktadır:

 

"Türkiye, savaşta İsrail’i yenerek Tahran’ı savunmadı. Türkiye, bu savaşın kara cephesini kapatarak Tahran’a en büyük desteği vermiş oldu. Ankara; Erbil, Baghdad, Washington ve Doha üzerinden yürüttüğü diplomasiyle, İran’ın kırılganlığını Washington’ın önündeki bir kısıtlamaya dönüştürmeyi başardı. Katar bu vetoya diplomatik bir dil kazandırdı: İtidale davet, istikrar, diyalog kanalları, gerilimi azaltma ve başkanlık kontrolü... Trump bu çıkış yolunu kabul etti.

 

Kürt operasyonu askeri olarak yenilmedi; kürtaj edildi, yani henüz doğmadan engellendi. Kürtlerin hazırlıkları ve İsrail’in operasyonel kapasitesi hala yerli yerinde duruyor, İran’ın zafiyetleri de hala ortada. Ancak Türkiye, Kürtler dünyaya İran’ın çöküşünü izletmeden önce Trump’a bu işin faturasını gösterdi. Savaş, uçaklarını korudu ancak en büyük kaldıracını kaybetti.

 

İsrail'in Korkusu: Güçlü ve Bağımsız Müslüman Devletler

 

Siyonist jeopolitiğin en büyük korkusu, kendisiyle sorun yaşamayan, hatta iş birliği içinde olan Müslüman yönetimlerin bile güçlenmesidir. Çünkü Tel Aviv çok iyi bilmektedir ki; bölgedeki yönetimler zaman içinde değişebilir ve günün sonunda İsrail’e düşman, İslami kimliğe sahip bir irade yönetime gelebilir. Bu gelecek projeksiyonu nedeniyle bölgede yandaş ya da değil, hiçbir Müslüman ülkenin güçlenmesini istemezler.

 

Bu bağlamda Türkiye’nin açık hedef haline gelmesi son derece anlaşılırdır. 

 

Türkiye’deki mevcut yönetimin, bir NATO üyesi ve Batı ittifakı içinde yer almasına rağmen, küresel dengeler mukabilinde kendi ulusal çıkarlarını gözetmek adına bağımsız bir politika izlemesi İsrail'i çılgına çevirmektedir. 

 

Ankara'nın yeri geldiğinde Rusya ve Çin ile geliştirdiği dengeli, stratejik ilişkiler ve "Dünya 5'ten büyüktür" vizyonu, Türkiye’yi İsrail nezdinde gelecekteki en büyük  olası tehdit olarak öne çıkarmaktadır.

 

"Yeni Hedef Türkiye" İtirafı ve Akdeniz Kuşatması

 

Nitekim son dönemde İsrail medyasında ve siyonist odakların raporlarında Türkiye aleyhindeki ifadelerin, tehditlerin ve analizlerin agresif bir şekilde artması, sahada yaşanan bu stratejik kuyruk acısının net bir göstergesidir.

 

İsrail elitleri, İran provasının ardından şimdi gözünü yeni ve çok daha çetin bir dosyaya çeviriyor: Türkiye Dosyası. 

 

Shay Gal, bu mücadelenin artık askeri seminer odalarından çıkıp istihbarat, savunma sanayii, enerji ve hukuk koridorlarında bir "özgürlük alanı" yaratma savaşına döndüğünü belirtiyor. İsrail, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs üzerinden stratejik bir derinlik inşa etmeye çalışırken, aslında Batı hegemonyasının bittiği post-modern bir dünyada tek başına hayatta kalmanın yollarını arıyor.

 

Shay Gal, yazısının devamında İsrail'in bundan sonraki rotasını açıkça Türkiye'ye çevireceğini ve Ankara'nın bölgesel ağırlığını şu sözlerle ilan etmektedir:

 

"Hava savaşı İsrail uçaklarını korumaya yetti belki, ancak sahada rejimi değiştirecek o en büyük stratejik kozun (Kürt kara harekatının) kaybedilmesine engel olamadı. İşte Kudüs’ün yaşanan bu krizden çıkardığı ve masadaki bir sonraki stratejik dosyaya aktardığı asıl büyük ders budur: Türkiye... Ankara, nominal ortaklarına (NATO/Batı) karşı ticaret rotalarını, göçü, enerjiyi ve hava sahasını birer silah olarak kullanan bağımsız bir stratejik aktördür."

 

Yazar, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı hedefleyen o malum parçalama planından vazgeçilmediğini, aksine bu tehlikeli ajandanın önümüzdeki on yıl boyunca masada kalacağını ve Türkiye'ye karşı Akdeniz'de yeni bir kuşatma hattı kurulması gerektiğini şu sözlerle açıkça itiraf ediyor:

 

"İsrail; İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtlerle zaten çalışıyor. Ancak daha fazlasını yapmalı. Çünkü dosyanın özünü anladı: Dört devlet tarafından haksız yere tutulan dört Kürt kanadı birleştirilebilir. Onların kopuşu bir fantezi değil, önümüzdeki on yılın stratejik bir dosyasıdır."

 

Buradaki en çarpıcı itiraf ise, İsrail'in artık sadece ABD'nin lojistik ve askeri şemsiyesine güvenemeyeceğini anlamış olmasıdır. 

 

Shay Gal, Tel Aviv'in Ankara merkezli jeopolitik yükselişi dengelemek adına Akdeniz'de kurmaya çalıştığı yeni şer ittifakını ve "yedekleme" sistemini şu sözlerle deşifre ediyor:

 

"İsrail şimdi kendi alternatif sistemlerini (yedeklilik) inşa ediyor: İstihbarat derinliği, mühimmat dayanıklılığı, hava savunma sürekliliği, deniz alanı farkındalığı, hukuki dosyalar, endüstriyel direnç, alternatif rotalar, Doğu Akdeniz ortaklıkları ve Erdoğan’ın ne inşa ettiğini, kimi fonladığını, kime ev sahipliği yaptığını, kimi tehdit edip kime karşı çıktığını çok iyi bilen devletlerle yürütülen sessiz mutabakatlar.

 

Yunanistan ve Kıbrıs (GKRY), Avrupa’nın sadece nezaket kanalları değildir; onlar İsrail’in Doğu Akdeniz’deki stratejik derinliğidir. Avrupa ise farklı bir dosyadır: Sınırlı, yavaş ve genellikle yetersizdir ancak çalışma düzeyinde kullanışlıdır. Buradaki esas mesele yalnız kalmak değil, karar anında tam egemenliğe sahip olmaktır. Koalisyonlar önemlidir, Washington önemlidir, Avrupa önemlidir. Karar verme yetkisi, nihai olarak yeniden Kudüs’e dönmektedir."

 

Çöken İllüzyon ve Yeni Bir Ortadoğuya Doğru

 

Gideon Levy’nin Haaretz’deki "Dünya bizden hesap sormaya geliyor" feryadı ile Shay Gal’ın Israel Hayom’daki "Artık Amerika’dan izin isteme dönemi bitti, kendi başımızayız" itirafı aslında madalyonun iki yüzü gibi aynı büyük gerçeğe işaret ediyor: Batı’nın korunaklı klikleri, "sandık tiyatroları" ve koşulsuz yardım illüzyonu küresel ölçekte çökmektedir. 

 

Orta Doğu, dış aktörlerin dayatmalarından ve suni dengelerinden kurtuldukça; kendi şeffaf, dengeli ve güç realitesine dayanan çok merkezli mekanizmalarını üretmektedir.

 

İsrail'in bölge halklarını ve devletlerini birbirine kırdırarak kurmaya çalıştığı o "Büyük İsrail" vizyonu ve bölgesel hegemonya planı; bölge aktörlerinin sağduyusu, sahada gösterilen direnç ve en önemlisi Türkiye’nin hem masada hem sahada devreye soktuğu oyun kurucu/oyun bozucu devlet aklı sayesinde bir kez daha hüsranla sonuçlanmıştır. 

 

Batı'nın şımarttığı bir gücün pervasızlık dönemi kapanırken, bölgenin kadim aktörlerinin kuracağı yeni güvenlik mimarisinin ayak sesleri artık çok daha gür duyulmaktadır.

 

KAYNAK: https://www.israelhayom.com/

Özet
:
İsrail’in önde gelen yayın organlarından Israel Hayom’da Shal Gay imzasıyla yayımlanan bir analiz, Tel Aviv’in bölgedeki kirli planlarını ve bu planların Ankara’nın stratejik duvarına nasıl çarptığını gözler önüne serdi. Ancak madalyonun diğer yüzü ve bölge gerçekleri, İsrail'in "Kürt kartı" üzerinden yürütmeye çalıştığı şeytani planın arka planını çok daha net açıklıyor.
Resim
Türkçe
X