İZZET, ALLAH’IN, RESULÜNÜN VE MÜMİNLERİNDİR!

 

 

 

 

 

İZZET, ALLAH’IN, RESULÜNÜN VE MÜMİNLERİNDİR!

 

Naci HANPOLAT - 02.04.2026

 

Medine’ye dönersek güçlü olan zayıfı çıkaracak” diyenler dün de vardı, bugün de var. O gün Abdullah bin Übey fitne ateşini yakmak istemişti; Hz. Ömer buna karşı en sert tepkiyi vermiş ancak Hz. Peygamber, “İnsanlar ‘Muhammed arkadaşlarını öldürüyor’ demesin” diyerek sadece bir kişiyi değil, bir ümmeti koruyan bir strateji ortaya koydu. Ve hüküm geldi: "İzzet ne onların ne de kurdukları düzenlerin—izzet yalnızca Allah’ın, Resûlü’nün ve müminlerindir."
 

Bugün aynı hakikat yeni bir sahnede karşımızda. Gücünü dışarıdan devşirenler ile izzetini kendi inancından alanlar yeniden karşı karşıya.

 

Bugün de küresel bir kötülük imparatorluğunun yönetiminde benzer bir ihanet ve münafıklığa şahit oluyoruz. Buna karşılık İran’ın, körfezde Haçlı/Siyon ittifakına topraklarını kullandıran ülkelerdeki sömürgecilere ait varlıklara saldırıp ilgili ülkelerin kendi altyapılarını hedef almaması, dost ile düşmanı ayıran dikkatli, hesaplı ve hikmetli bir stratejidir.
 

Bu savaş sona erdiğinde Ortadoğu bir daha asla eski hâline dönmeyecek. Varlığını ABD’ye borçlu olan körfezin karton devletçikleri ve kukla yöneticileri kendilerini büyük bir boşluğun ve kaosun içinde bulacak.

 

Ve Trump eninde sonunda kuyruğunu kıstırıp çekildiğinde, bu topraklarda varlığını emperyalizme borçlu olanların tahtları sallanmaya başlayacak.
 

Bölgemizde halkın desteğiyle büyük dönüşümler yaşanması kuvvetle muhtemeldir ki bunu ilk fark eden Katar şimdiden doğru adımlar atmaya başlamış görünüyor.

 

Bu süreçte İran, içeride ve dışarıda kuşatıcı bir İslamî söylemle sistemini yeniden inşa edebilirse —ki savaş boyunca sergilenen duruş, devrimci ruhun geri döndüğünü açıkça göstermektedir— bu, sıradan bir reform olmaktan çıkar, adeta bir “İnkılâb-2”ye dönüşür.

 

1979’un ruhu, yarım asırlık tecrübenin süzgecinden geçerek yeniden can bulur. Böylesi bir dönüşüm, yalnızca İran’ın değil, bütün bir İslam dünyasının önünü açar; İslam Devrimi ise 47 yılın ardından, kendini tahkim etmiş bir şekilde küresel siyasete güçlü bir geri dönüş yapar.
 

Türkiye’de yeni çözüm sürecinin bölgesel politikaya etkisi
 

Türkiye, 2012’den bu yana farklı yoğunluklarda karşı karşıya geldiği küresel güç mimarisinin zayıfladığı ve geri çekilmek zorunda kaldığı tarihî bir eşikte bulunuyor. Bu tablo, Ankara için yalnızca bir rahatlama değil, aynı zamanda ağır bir sorumluluk alanıdır. Artık daha cesur, daha proaktif ve doğrudan oyun kurucu bir stratejiyle hareket etmek; yıllardır biriktirilen jeopolitik, askerî ve diplomatik kapasiteyi sahaya yansıtmak zorunludur.

 

Kürt sorununu çözmüş, kendi Kürdüyle barışmakla kalmayıp bölgesel ölçekte Kürtlerin diğer halklarla eşit hak ve statü temelinde birlikte yaşayacağı bir düzenin önünü açan bir Türkiye, emperyal hegemonyanın zayıfladığı bu konjonktürde İslam dünyasının kaderini etkileyen başat aktörlerden biri hâline gelecektir.
 

Türkiye’nin savaşa katılması için tertip edilen provokasyonlara gelmeden, savaşın bölgeye yayılmaması için yürüttüğü diplomatik çabaları sürdürmesi ve kendi topraklarında bulunan NATO unsurları tarafından İran aleyhine hiçbir faaliyete izin vermeme hassasiyetini koruması, savaş sonrası bölgede alacağı rolün en temel ayaklarından biri olacaktır.

 

Yıllardır sabırla ekilen tohumlar artık çiçek açıyor; bu çiçekleri koruyup meyveye dönüştürecek iradeyi göstermek zorunludur. Daha cesur, daha kararlı ve doğrudan oyun kurucu bir akılla hareket etmeyen her yaklaşım, bu tarihî fırsatı heba etmek anlamına gelir. Bu momentumu kaçıran değil, onu yöneten kazanacaktır.
 

Tam da bu noktada ölçü nettir:
 

“Derler ki: ‘Andolsun, Medine'ye dönecek olursak, güçlü ve onurlu olan, zayıf ve düşkün olanı oradan mutlaka sürüp çıkaracaktır.’ Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah’ın, Resûlü’nün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmezler.”

(Münafikûn, 8)

 

 

Özet
:
“Medine’ye dönersek güçlü olan zayıfı çıkaracak” diyenler dün de vardı, bugün de var. O gün Abdullah bin Übey fitne ateşini yakmak istemişti; Hz. Ömer buna karşı en sert tepkiyi vermiş ancak Hz. Peygamber, “İnsanlar ‘Muhammed arkadaşlarını öldürüyor’ demesin” diyerek sadece bir kişiyi değil, bir ümmeti koruyan bir strateji ortaya koydu. Ve hüküm geldi: "İzzet ne onların ne de kurdukları düzenlerin—izzet yalnızca Allah’ın, Resûlü’nün ve müminlerindir." Bugün aynı hakikat yeni bir sahnede karşımızda. Gücünü dışarıdan devşirenler ile izzetini kendi inancından alanlar yeniden karşı karşıya.
Resim
Türkçe
X