Ortaklaşan Oruçlar: Ezanla Çanın Buluştuğu Coğrafya

 

 

 

 

Ortaklaşan Oruçlar: Ezanla Çanın Buluştuğu Coğrafya

 

Emperyalistler bölgemizi paramparça edip küçük küçük devletçikler kurmadan, bu devletlerin içinde yaşayan farklı halkları çeşitli aidiyetler üzerinden birbirine düşman etmeden önce, bu coğrafya etnik, dini ve mezhebi çeşitliliğin merkezi konumundaydı. Yüzyıllar boyunca bu topraklarda yaşayan halklar, büyük ölçüde barış, huzur ve birlikte yaşama kültürü içinde hayatlarını sürdürmüşlerdi.

 

Ancak emperyalizmin ve gözü doymaz kapitalizmin yaklaşık yüz yıl önce bölgeye girmesiyle birlikte kan, gözyaşı ve çatışmalar eksik olmadı. Bugün hâlâ Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta ve neredeyse bölgenin her köşesinde krizler, acılar ve çözülemeyen sorunlar yaşanmaya devam ediyor. Dikkat çekici olan şu ki, bu bedelleri yalnızca Müslümanlar değil, bölgede yaşayan gayrimüslimler de ağır şekilde ödedi.

 

Bir zamanlar Müslümanlarla birlikte barış içinde yaşayan Yahudiler, Hristiyanlar, Ermeniler ve Süryaniler; farklı inanç ve kimlikleriyle daha müreffeh, huzurlu ve güvenli bir hayat sürerken, yaşanan bu kırılmalardan sonra hiçbir zaman aynı huzuru yeniden bulamadılar. Hatta bugün İsrail’de yaşayan Yahudilerin bile, İslam yönetimleri altında hissedilen o tarihsel huzuru aradıklarını düşünmeden edemiyorum.

 

Bu düşünceleri bana hissettiren şey, son dönem Amerikan-İsrail baskısı ile Hizbullah’a silahlarını teslimin dayatıldığı, adeta “kuzuya kurdun insafına teslim ol” diye düzenbaz çağrıların yapıldığı Lübnan’ın yaralı başkenti Beyrut’ta çekilen bir video oldu:

 

Lübnan’da, Beyrut’un kalbi sayılan Şehitler Meydanı yakınlarında, Muhammed El-Emin Camisi ile hemen yanındaki Aziz George Maruni Katedrali’nin yan yana bulunduğu şehir merkezinde; kilisenin çanları çalarken aynı anda akşam ezanının okunması…

 

Ne güzel bir tevafuktur ki bu yıl Hristiyanların —Katolik ve Ortodoksların— oruç dönemi ile Müslümanların Ramazan ayı da aynı tarihlere denk geldi.

 

Hristiyanların orucu ve bayramı olan Paskalya, güneş takvimine göre her yıl benzer dönemlere denk gelirken; biz Müslümanların orucu ay takvimine bağlı olduğu için ilahi bir hikmetle yılın her mevsimini, her ayını kuşatan bir özelliğe sahiptir. Bu yıl ise iki ilahi dinin oruç ibadeti aynı zaman diliminde buluştu; Hristiyanlar ve Müslümanlar aynı günlerde oruç tutup aynı zamanlarda iftar yapıyorlar.

 

Bu tablo, bölgenin geçmişte yaşadığı huzurun, kardeşliğin, bir aradalığın ve paylaşım kültürünün ne kadar mümkün ve gerçek olduğunu yeniden düşündürdü.

 

İnanıyorum ki emperyalizmin bu coğrafyadaki eli kırıldığında, bölge insanı kendi kaderiyle baş başa kaldığında; dini, mezhebi ve kavmi ihtilaflar çok daha kolay aşılacak ve bu topraklara Allah’ın izniyle yeniden barış ve esenlik hâkim olacaktır.

 

Ne var ki bu umut, bugün bölgemizde kurulan yeni savaş senaryoları ve yığılan askeri tehditlerle bir kez daha sınanıyor

 

Körfez’e yapılan devasa yığınakla bir halkı ve egemen bir devleti savunma imkânlarından mahrum bırakmayı, bölgeyi yeni ve büyük bir savaşa sürüklemeyi amaçlayan sapkın ideolojilerin planları; dileriz ki Hak Teâlâ’nın gaybî planları karşısında tarumar olur. Temennimiz odur ki bu şeytani ahtapotun bazı kolları burada büyük bir yara alır ve başı eğik, perişan bir hâlde bölgemizi terk etmek zorunda kalır.

 

Bölgemizin barış ve esenlik misyonu yüklenmiş kadrolarla yönetildiği, zalimlerin ve sapıkların kudret ellerinin kesildiği günleri biz görebilir miyiz bilmiyorum; ama çocuklarımızın ya da torunlarımızın göreceğine inanıyor, bunun için yürekten dua ediyorum.

 

Yazımızı, kısalığına rağmen bir manifesto gibi bütün bir inancı özetleyen, İslâm mesajının özünü taşıyan Asr Suresi ile noktalayalım.

 

Akıp gitmekte olan zamana, asra andolsun ki, İnsanoğlu gerçekten ziyandadır! Ve insanlık tarihi buna şahittir. Ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, bu imana yaraşır güzel ve yararlı davranışlar ortaya koyan, birbirlerine hakkı hukuku, adâleti, doğruyu ve gerçeği öğütleyen ve zulme karşı verdikleri mücâdelede birbirlerine güç ve cesaret vererek, bu yolda karşılaşacakları zorluk ve sıkıntılar karşısında ümitsizliğe kapılmadan, yılgınlığa düşmeden sabrı-direnmeyi öğütleyenler müstesna. İşte yalnızca bunlardır, hüsrandan kurtulup -dünyada ve âhirette- kurtuluşa erecek olanlar.”

Mahmut Kısa Meali

 

 

*Beyrutta çekilen video için şu linki ziyaret ediniz: 

 

https://x.com/nacihanpolat/

 

 

Özet
:
Naci HANPOLAT - Bir zamanlar Müslümanlarla birlikte barış içinde yaşayan Yahudiler, Hristiyanlar, Ermeniler ve Süryaniler; farklı inanç ve kimlikleriyle daha müreffeh, huzurlu ve güvenli bir hayat sürerken, yaşanan bu kırılmalardan sonra hiçbir zaman aynı huzuru yeniden bulamadılar. Hatta bugün İsrail’de yaşayan Yahudilerin bile, İslam yönetimleri altında hissedilen o tarihsel huzuru aradıklarını düşünmeden edemiyorum.
Resim
Türkçe
X