Terörsüz Türkiye’den Sınırların Anlamsızlaşacağı Kafkasya’ya: Paşinyan’ın Hamlesi ve Ankara’nın Önündeki Tarihi Fırsat

 

 

 

 

Terörsüz Türkiye’den Sınırların Anlamsızlaşacağı Kafkasya’ya: Paşinyan’ın Hamlesi ve Ankara’nın Önündeki Tarihi Fırsat

 

Naci HANPOLAT - 04.07.2026

 

İkinci Dağlık Karabağ Savaşı (2020), Güney Kafkasya’daki statükoyu kökten değiştirirken, bölge jeopolitiğinde de uzun süredir var olan tabuların yıkılmasına zemin hazırladı. Bu sürecin en dikkat çekici aktörü, şüphesiz Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan oldu. Savaştan bu yana Paşinyan, alışılagelmiş diaspora anlatılarının ve radikal milliyetçi söylemlerin ötesine geçerek, şaşırtıcı derecede yapıcı ve barışçıl bir politika izlemektedir. Bu makalede, Ermenistan'ın rasyonel çıkarları temelinde gelişen bu eksen değişimi, Paşinyan’ın iç siyasi duruşu ve Türkiye’nin bu sürece vermesi gereken stratejik yanıt ele alınacaktır.

 

Diaspora Etkisinden Kurtulmak: Coğrafyanın Gerçekliği

 

Yıllarca özellikle ABD ve Fransa merkezli Ermeni diasporası, Erivan yönetimlerini Türkiye ve Azerbaycan’a karşı uzlaşmaz bir çizgiye itmiş, bölge gerçeklerinden kopuk bir dış politikayı beslemiştir. Ancak bu kışkırtıcı yaklaşımın faturası, doğrudan Ermenistan halkı ve ekonomisi tarafından ödenmiştir.

 

Mevcut tabloda Nikol Paşinyan’ın, Ermenistan’ın gerçek çıkarlarının komşularıyla düşmanlık sürdürmekte değil, başta Türkiye olmak üzere bölgesel aktörlerle dostluk ve iş birliği kurmakta olduğunu kavradığı görülmektedir. Paşinyan, ülkesinin coğrafi olarak sıkışmışlığını aşmasının yolunun diaspora güdümlü tarihsel husumetlerden değil, rasyonel bir bölgesel entegrasyondan geçtiğini idrak eden bir lider portresi çizmektedir.

 

Risk Alan Bir Lider: İç Siyaset ve Toplumsal Onay

 

Savaş sonrası süreçte Paşinyan, muhalefet ve radikal gruplar tarafından "hainlik" ve "teslimiyetçilikle" suçlanmasına rağmen barışçıl retoriğinden geri adım atmamıştır. Gerek sınır köylerinin Azerbaycan’a iadesi gerekse anayasa ve devlet sembollerinden yayılmacı ifadelerin çıkarılması tartışmalarında sergilediği kararlılık, sembolik açıdan büyük jestler barındırmaktadır.

 

Bu politikanın en somut meşruiyet testi ise sandıkta verilmiştir. Ağır bir askeri yenilginin ardından girilen seçimlerde Paşinyan’ın halktan yeniden güvenoyu alması, Ermenistan toplumunun da radikal maceralar yerine barış, ekonomik istikrar ve normalleşmeyi takdir ettiğini ve desteklediğini açıkça ortaya koymuştur.

 

İlkeli Duruşun Kanıtı: İsrail’in "Soykırım" Kartına Ret

 

Paşinyan’ın bu yeni jeopolitik çizgisindeki kararlılığını ve dürüstlüğünü gösteren en çarpıcı gelişmelerden biri, İsrail ile yaşanan bir diplomatik süreçte saklıdır. 

 

İsrail’in, Türkiye ile yaşadığı gerilimler çerçevesinde Ermenistan’ı yanına çekmek ve Ankara’yı sıkıştırmak amacıyla "Ermeni Soykırımı" kartını diplomatik bir araç olarak kullanma eğilimlerine karşı Paşinyan’ın gösterdiği temkinli ve rasyonel duruş oldukça anlamlıdır. 

 

Tarihsel acıların üçüncü ülkeler tarafından jeopolitik birer silah haline getirilmesine müsaade etmeyen bu yaklaşım, Erivan’ın Türkiye ile ilişkilerde ne kadar samimi ve uzun vadeli düşündüğünün en net kanıtlarından biridir.

 

Türkiye İçin Stratejik Gereklilik: Normalleşmeyi Öne Almak

 

Mevcut durumda, Ermenistan kanadından gelen bu güçlü sinyallere rağmen, Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri tam anlamıyla normalleştirmemiş olması dikkate değer bir tezat oluşturmaktadır. Gümrük kapılarının ticarete tamamen açılmaması ve karşılıklı gidiş gelişlerin hâlâ sıkı denetimler altında tutulması, sürecin hızını yavaşlatmaktadır.

 

Şüphesiz ki bu temkinli duruşun arkasında, Ankara ve Bakü’nün masada tuttuğu çok somut bir diplomatik hassasiyet ve beklenti yer almaktadır: Ermenistan’ın anayasal ve hukuki metinlerinde, komşularının toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek tarihsel referansların ve dolaylı toprak iddialarının tamamen temizlenmesi. 

 

Paşinyan’ın bu konuda içeride başlattığı anayasa değişikliği tartışmaları, aslında Türkiye ve Azerbaycan’ın bu haklı güvenlik hassasiyetlerine verilmiş stratejik bir yanıttır.

 

Dolayısıyla, eğer bu anayasal dönüşüm süreci ve Bakü ile yürütülen barış görüşmeleri bağlamında, kamuoyunun bilmediği ve süreci tamamen tıkayan başka bir gizli kriz yoksa, Türkiye dış politikasının artık bu konuyu önceliklendirmesi gerekmektedir. Erivan'ın hukuki zeminde attığı ve atmaya söz verdiği bu adımlar, Türkiye tarafından gümrük kapılarının kademeli olarak açılması gibi somut jestlerle ödüllendirilmeli ve süreç hızlandırılmalıdır.

 

Tarihsel Entegrasyon: 

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde "Millet-i Sadıka" olarak anılan ve devletin en üst kademelerinde görev yapan Ermeniler, bu coğrafyanın kadim bir parçasıdır. Ermenistan’ın Türkiye ile yeniden entegrasyonu, tarihsel bağların modern bir zeminde ihyası anlamına gelecektir.

 

Bölgesel Barış ve İstikrar: 

 

Ermenistan’ın dışlanmadığı, aksine sürece dahil edildiği bir Güney Kafkasya, Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan ticaret hatlarının (Zengezur Koridoru dahil) güvenliği için kilit öneme sahiptir.

 

Sonuç

 

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın uzattığı barış eli, iç siyasetteki tüm baskılara ve radikal muhalefete rağmen bükülmemiştir. Bu irade, Türkiye açısından sadece iki ülke arasındaki bir normalleşme adımı değil, çok daha geniş kapsamlı bir bölgesel vizyonun parçası olarak okunmalıdır.

 

Nitekim Türkiye, kendi içinde de tarihsel adımlarla yeni bir dönemin kapısını aralamakta, yeni Kürt açılımı veya hükümetin deyimiyle "terörsüz bir Türkiye" hedefiyle köklü sorunlarını çözme ve toplumsal barışı tahkim etme iradesi göstermektedir. İçeride sağlanan bu yapısal huzur ve istikrar iklimi, kaçınılmaz olarak dış politikaya da yansıyacaktır. 

 

Türkiye’nin terör yükü ve iç çatışma noktalarından arınarak komşularıyla geliştireceği bu yeni hinterland, yakın gelecekte ekonomik ve siyasi iş birliklerinin derinleştiği, hatta vizyoner bir bakış açısıyla sınırların adeta anlamsızlaşacağı yeni bir bölgesel entegrasyon modelini beraberinde getirecektir.

 

İşte tam da bu çerçevede, Ermenistan’ın da söz konusu bölgesel yakın iş birliklerine ve stratejik ortaklık havzasına dahil edilmesi tarihsel bir zorunluluktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika yapıcılarının, hem içerdeki bu büyük barış vizyonunu tamamlamak hem de Güney Kafkasya'yı küresel güçlerin bir çatışma alanı olmaktan çıkarıp kalıcı bir refah merkezine dönüştürmek adına proaktif adımlar atması elzemdir. 

 

Türk dış misyonlarının bu tarihi fırsat penceresini değerlendirerek gereken cesur hamleleri yapması hassasiyetle beklenmektedir.

Özet
:
Naci HANPOLAT - İkinci Dağlık Karabağ Savaşı (2020), Güney Kafkasya’daki statükoyu kökten değiştirirken, bölge jeopolitiğinde de uzun süredir var olan tabuların yıkılmasına zemin hazırladı. Bu sürecin en dikkat çekici aktörü, şüphesiz Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan oldu. Savaştan bu yana Paşinyan, alışılagelmiş diaspora anlatılarının ve radikal milliyetçi söylemlerin ötesine geçerek, şaşırtıcı derecede yapıcı ve barışçıl bir politika izlemektedir. Bu makalede, Ermenistan'ın rasyonel çıkarları temelinde gelişen bu eksen değişimi, Paşinyan’ın iç siyasi duruşu ve Türkiye’nin bu sürece vermesi gereken stratejik yanıt ele alınacaktır.
Resim
Türkçe
X