DUA, ŞÜKÜR VE MÜCADELE RUHU
DUA, ŞÜKÜR VE MÜCADELE RUHU
Naci HANPOLAT – 24.10.2026
Akıp giden hayatın içinde, Allah’ın her an yaratmakta olduğu ve her biri başlı başına bir mucize olan sayısız nimeti sıradanlaştırıyor, zamanla onları hayatın olağan bir parçası olarak görmeye başlıyoruz.
Oysa biraz durup tefekkür edebilsek, aldığımız her nefeste, doğan güneşte, gören gözlerimizde, atan kalbimizde, sevdiklerimizin varlığında; kısacası hayatın her sahnesinde mucize üstüne mucizeler olduğunu fark edeceğiz.
Sofi’nin Dünyası adlı eserin de hatırlattığı gibi, asıl hayret verici olan, insanın olağanüstü bir dünyada yaşarken ona hayret etmeyi unutmasıdır.
Gelin; hayatın hayhuyuna kapılıp Allah’ı, yaratılışımızın hikmetini, bize bahşedilen nimetleri, yeryüzünde yaşanan zulümleri ve bütün bunlar karşısındaki sorumluluklarımızı unutmayalım.
Çünkü şükür yalnızca dilde kalan bir teşekkür, dua da yalnızca ihtiyaç anında yapılan bir yakarış değildir. Şükür, nimetin sahibini tanımak; dua ise insanın Rabbine olan muhtaçlığını ve kulluk bilincini diri tutmaktır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim bizi çok daha derin bir muhasebeye davet ediyor:
“Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” (Necm, 59–60)
“Suçlulara sorarlar: ‘Sizi kavurucu ateşe sokan nedir?’ Onlar da: 'Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yedirmezdik. Boş şeylere dalanlarla birlikte biz de boş şeylere dalardık, Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk, nihayet bize ölüm gelip çattı’ dediler.” (Müddessir 42-47)
Hakeza Rabbimiz Dua'nın önemine işaret ederken buyuruyor:
“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77)
Bir an duralım, düşünelim, şükredelim ve kendimize soralım; bize bahşedilen nimetlerin ne kadar farkındayız ve buna karşılık Hak Teala'ya karşı şükrümüzü ne ölçüde yerine getirebiliyoruz?
Ancak bu çağrımız, hayatın gerçeklerinden el etek çekmeye, haksızlıklar karşısında kaderci bir teslimiyete veya pasif bir kabullenişe davet olarak anlaşılmamalıdır.
Bilakis Müslüman, kendisine bahşedilen her nefes, her an ve her nimet için Yüce Yaradan’a şükür ve minnet içinde yaşarken; haksızlığa, hırsızlığa, yolsuzluğa, zulme, sömürüye, istismara ve kulun kula kulluğuna karşı da tavizsiz bir duruş sergilemelidir.
Çünkü gerçek kulluk, yalnızca Allah’ın huzurunda eğilmeyi değil, O’nun yarattığı hiçbir insanın, gücün veya çıkar düzeninin karşısında eğilmemeyi de gerektirir.
Şükür, sorumluluktan kaçışın değil, sorumluluk bilincinin kaynağı olmalıdır. Dua, adalet mücadelesinin alternatifi değil, onun manevi dayanağıdır. Müslümanca duruş; tefekkürle beslenen bir vicdanı, adaletle şekillenen bir ahlakı, zulüm karşısında devrimci bir uyanıklığı ve güçlü bir sorumluluk bilincini gerektirir.
Öyleyse kendimizi “Bugün Allah için ne yaptın” diye sorgularken “Bugün şükrümüzü hangi iyilikle, hangi haksızlığa karşı durarak, hangi sorumluluğumuzu yerine getirerek gösterdik?” diye de soralım.
Mesela bugün…
- Bir yoksulun sofrasına, hiç değilse bir öğünlük katkıda bulunduk mu?
- Bir yetimin başını okşadık, bir çocuğun yüzünü güldürdük mü?
- Başta ailemiz olmak üzere komşularımıza, dostlarımıza, iş arkadaşlarımıza ve yolda karşılaştığımız insanlara bir selamı, bir tebessümü çok gördük mü?
- Trafikte başkalarının hakkını gözetip kurallara uyduk mu? Yol verilmesi gereken yerde yol verdik, durmamız gereken yerde durduk, başkalarının hatalarına karşı sabır gösterebildik mi?
- Okuduk mu, araştırdık mı, olup bitenleri anlamaya çalıştık mı?
- Dünyanın herhangi bir köşesinde zulme uğrayanların, yanı başımızdaki yoksulun, çaresizin, mazlumun derdiyle dertlendik mi?
- Şahit olduğumuz bir haksızlık karşısında sessiz kalmak yerine, imkânlarımız ölçüsünde hakkın ve adaletin yanında durabildik mi?
Unutmayalım ki İslam’ın bize öğrettiği iyilik anlayışında, küçük görülebilecek davranışların bile büyük bir değeri vardır.
Resûl-i Ekrem (SAV), insanlara eziyet veren bir engeli yoldan kaldırmayı imanın şubelerinden biri olarak bildirmiş; kardeşimizin yüzüne tebessüm etmeyi de sadaka olarak nitelendirmiştir.
Öyleyse şükrümüz yalnızca dilimizde, duamız yalnızca avuçlarımızda kalmasın. Vicdanımıza, davranışlarımıza, insanlarla ilişkilerimize ve haksızlıklar karşısındaki duruşumuza yansısın.
Çünkü kulluk, yalnızca belirli zamanlarda yapılan ibadetlerden ibaret değil; hayatın her anına taşınması gereken bir bilinç ve sorumluluktur.
KAYNAK: https://x.com/nacihanpolat/
