KÜRESEL YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!"

 

 

 

 

KÜRESEL YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!"

 

Naci HANPOLAT - 25.05.2026

 

Fransa’nın efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, Avrupa siyasetini sarsan bir ifşada bulundu.

 

Siyasetçilerin büyük kısmının CIA destekli "Young Leaders" (Genç Liderler) programı tarafından yetiştirildiğini belirten de Gaulle, "Rusya’nın Avrupa’ya müdahale ettiğine dair iddialar, elitlerimizin Fransız halkına gerçekleri söylemesini engelleyen bir kurgudan ibaret" dedi.

 

Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, egemenlik yapılarını hedef alan bu kurumsal modelin, Türkiye dahil pek çok gelişmekte olan ülkede farklı isimler ve vakıflar altında on yıllardır sistematik olarak işletildiğine dikkat çekiyor.

 

"Bilişsel Sızma" ve Ortak Kimlik Üretimi

 

Uluslararası ilişkiler uzmanları, Pierre de Gaulle’ün dikkat çektiği bu yapıları birer "bilişsel sızma" ve "insan kaynakları avcılığı" merkezi olarak tanımlıyor.

 

Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor.

 

İki yıl boyunca kapalı kapılar ardında, Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevrelerinin de dahil olduğu üst düzey seminerlerde "eğitilen" bu isimlerin zihnine, ulusal çıkarlardan ziyade "Transatlantik ittifakın ve Amerikan liderliğinin küresel bekası" fikri kalıcı olarak yerleştiriliyor.

 

Programın başarısı ise mezunlar listesinde gizli:

 

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski Cumhurbaşkanı François Hollande, IMF eski Başkanı Christine Lagarde gibi küresel sistemin sadık uygulayıcıları bu tezgahtan geçen isimlerden sadece birkaçı.

 

Aynı Tezgah Yıllardır Türkiye’de de Devrede!

 

Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor.

 

Türkiye’deki "genç lider devşirme" operasyonları temel olarak dört büyük saç ayağı üzerinden yürütülüyor:

 

American Turkish Society (ATS) - Young Society Leaders:

 

Fransa’daki modelin birebir kopyası olan bu yapı; Türkiye’nin dev holdinglerinin genç veliahtlarını, parlak start-up kurucularını ve ana akım partilerin yükselişteki genç siyasetçilerini New York odaklı bir networkün içine dahil ediyor.

 

Atlantic Council - Millennium Leadership Program:

 

Doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı stratejilerini fonlayan bu düşünce kuruluşu, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisindeki "geleceği parlak" isimleri keşfedip Washington’a taşımakla görevli.

 

Marshall Memorial Fellowship (MMF):

 

Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz çalışan bu fon, Türkiye’deki genç parlamenterleri ve gazetecileri haftalarca ABD kurumlarında ağırlayarak, kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemeyi hedefliyor.

 

International Visitor Leadership Program (IVLP):

 

Doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bu resmi program; hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri daha kariyerlerinin en başında keşfedip Amerikan devlet mekanizması ve vizyonuyla tanıştırmanın en etkili resmi aracı olarak çalışıyor.

 

İdeoloji Fark Etmiyor: Sağcı, Solcu, İslamcı...

 

Bu küresel ağların en tehlikeli özelliği, tek bir siyasi ideolojiye bağlı kalmamaları. Sistemin mimarları için adayın sağcı, solcu, seküler veya muhafazakar olmasının hiçbir önemi bulunmuyor; tek kriter "gelecekte güç sahibi olma potansiyeli." İktidardan da muhalefetten de potansiyelli aktörler aynı havuzda toplanıyor.

 

Nitekim Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi Soğuk Savaş döneminin sembol liderlerinden, AK Parti kurmayları Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Ömer Çelik gibi muhafazakar aktörlere; sivil toplum, akademi ve medyaya yön veren İlber Ortaylı, Kemal Derviş, Ruşen Çakır ve Aslı Aydıntaşbaş gibi seküler/liberal figürlere kadar çok farklı çizgideki birçok isim, kariyerlerinin erken dönemlerinde IVLP, Eisenhower veya Fulbright gibi Amerikan hükûmeti ve vakıfları tarafından fonlanan liderlik ve vizyon programlarında ağırlanmıştır.

 

Küresel Bilanço Çok Daha Çarpıcı!

 

Oyunun dünya genelindeki bilançosu ise çok daha ürkütücü boyutlarda. ABD hükûmetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükûmet başkanı bulunuyor.

 

Kariyerlerinin henüz en başında "keşfedilip" daha sonra ülkelerinde tepe noktalara tırmandırılan sembol isimler, küresel çarkın nasıl döndüğünü açıkça kanıtlıyor:

 

Avrupa Tornası:

 

İngiltere’de Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirine zıt kutuplardan gelen başbakanların tamamı daha koltuğa oturmadan önce bu ağa dahil edildi. Fransa’da ise göreve gelir gelmez ülkesini yeniden NATO’nun askeri kanadına döndüren Nicolas Sarkozy, henüz genç bir politikacıyken 1985 yılında aynı tornadan geçirildi.

 

Kritik Coğrafyalar ve Küresel Kurumlar:

 

Orta Doğu tarihini kökten değiştirerek Mısır’ı Sovyet ekseninden çıkarıp ABD-İsrail çizgisine çeken Anvar Sadat; küresel sol/liberal rüzgarın sembolü haline getirilen Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern ve hatta bugün Birleşmiş Milletler’in en tepesinde oturan Genel Sekreter António Guterres gibi yüzlerce isim, küresel elitlerin bu erken fark etme ve yetiştirme programlarının birer mezunudur.

 

Ajanlık Değil, "Kültürel Uyum" Operasyonu


Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu programlara katılan isimlerin hepsinin "birebir Amerikan ajanı" olduğu anlamına gelmiyor elbette bu yazdıklarımız. Buradaki asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işliyor. Bu tarz küresel ağlar; katılımcılarına küresel sistemle kültürel uyum, ortak çalışma zeminleri, birbirini anlama ve uluslararası projelerde/krizlerde birbirini tercih etme gibi konularda muazzam bir avantaj ve refleks birliği sağlıyor. Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakılması hedefleniyor.

 

Böylece, ülkelerindeki seçimleri hangi parti kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima küresel sistemle uyumlu, Washington eksenli ajandalara itiraz etmeyecek ve kriz anlarında "uluslararası dengeleri" kendi ülkesinin milli çıkarlarının önünde tutacak "tornadan çıkmış" liderler getirilmiş oluyor.

 

Pierre de Gaulle’ün Fransa özelinde yaptığı bu ifşaat, aslında tüm ulus devletlerin karşı karşıya olduğu "egemenlik devri" tehlikesini ve küresel elitlerin yazdığı tiyatronun arkasındaki görünmez mekanizmayı bir kez daha gözler önüne seriyor.
 

Özet
:
Naci HANPOLAT - Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor. Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor.
Resim
Türkçe
X