Modernitenin İflası: Batı’nın İslam Şeriatıyla Saklı Örtüşmesi
Modernitenin İflası: Batı’nın İslam Şeriatıyla Saklı Örtüşmesi
Batı dünyasının iki asırdır Müslüman coğrafyasına "modernleşme" adı altında ihraç ettiği seküler bireycilik, liberal feminizm ve finansal kapitalizm gibi temel yapı taşları, bugün bizzat Batı'nın kendi içinde derin bir yapısal krize yol açmış durumda.
X’te jeopolitik, ekonomi-politik ve medeniyet krizleri üzerine analitik yazılarıyla bilinen @kelevitch, aşağıda çevirdiğimiz yazısında da tarihsel bir ironiye parmak basıyor.
Batı, bir asırdır Müslüman toplumları uzaklaştırmak için büyük çaba harcadığı ve küçümsediği köklü çözümleri, bugün kendi ürettiği krizlerin girdabında debelenirken "seküler ve bürokratik" ambalajlarla yeniden keşfetmek ve sessiz sedasız uygulamaya koymak zorunda kalıyor.
Metin; modern iş hayatındaki kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen İK regülasyonlarından, küresel krizlere alternatif olarak yükselen faizsiz (İslami) finans modellerine kadar pek çok çağdaş gelişmenin, aslında İslam fıkhının asırlar önce koyduğu temel ilkelerle (fitne ve riba yasakları) dolaylı olarak kesiştiğini çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.
İşte yazarın Batı'nın içsel çöküşünü ve itiraf edilmeyen dönüşümünü özetleyen o analizi:
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İki yüzyıl boyunca Batı medeniyeti projesi basit bir söylem üzerinden yürüdü: "İslam hukuku gericidir, baskıcıdır, mantıksızdır ve moderniteyle bağdaşmaz."
Sömürge yöneticileri, Oryantalist akademisyenler ve birçoğu Batılı kurumlar tarafından finanse edilen ya da eğitilen seküler milliyetçi hareketler; Müslüman halkları, Şeriatı toplumsal hayatın işletim sistemi olmaktan çıkarmaya ikna etmek için muazzam bir enerji harcadılar.
Bu proje büyük ölçüde başarılı da oldu. Bugün Müslümanların çoğunlukta olduğu devletlerin çoğu, İslam hukukunun (eğer tamamen dışlanmadıysa) yalnızca aile hukuku gibi dar alanlara sıkıştırıldığı melez hukuk sistemleriyle yönetiliyor.
Şimdi bir de Batı'nın aslında ne inşa ettiğine bakın.
Karşı Cins İlişkileri ve İş Hayatı Üzerine
AB'nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Stratejisi, kurumsal yönetim kurulu direktifleri ve kapsamlı taciz mevzuatlarının tümü tek bir noktada birleşiyor: Eşit olmayan güç dengelerine sahip erkek ve kadınların bir arada bulunduğu denetlenmeyen karma ortamlar, sistematik zararlar doğuruyor.
İspanya, 2024 yılında anayasal organlarda ve üst düzey devlet atamalarında her iki cinsiyetin de %60'ı aşmamasını ve %40'ın altına düşmemesini güvence altına alan yasal bir zorunluluk getirdi.
Modern İK'nın tüm mimarisi –zorunlu taciz eğitimleri, raporlama mekanizmaları, kadın-erkek profesyonel ilişkilerine dair etik kodlar– aslında İslam fıkhının bürokratik prosedürlerle değil, ilkesel düzeyde ele aldığı fitne kavramını düzenleme çabasından başka bir şey değildir. Batı, bu noktaya travmalar ve davalar silsilesiyle ulaştı.
Finans Üzerine
İslami finans varlıkları 2024 yılında %14,9'luk bir yıllık büyüme kaydederek 3,88 trilyon dolara fırladı ve büyümesi tek haneli rakamlarda kalan geleneksel küresel finans sektörünü açık ara geride bıraktı. Üstelik bu durum sadece Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde yaşanmıyor. İngiltere'de Nest Sharia fonu 2024 yılına kadar 180 milyon sterlinden fazla yatırım çekti.
Lüksemburg, Lüksemburg Menkul Kıymetler Borsası'nda 2023 yılı itibarıyla 100 milyar avronun üzerinde Sukuk listeleyerek kendisini İslami finansın merkezi haline getirdi.
Londra merkezli Gatehouse Bank, 550 milyon sterlinlik bir anlaşmayla Şeriat uyumlu konut finansmanını genişleterek portföyünü 1,2 milyar sterlinin üzerine çıkardı.
ING, Türkiye Varlık Fonu için 750 miyon dolarlık ilk sukuk ihracını gerçekleştirerek Avrupa kurumsal dünyasının bu alandaki genişleyen rolünün altını çizdi.
Peki neden?
Çünkü 2008 krizinden sonra Batılı ekonomistler ve denetleyiciler, faize dayalı borç sistemlerinin periyodik olarak yıkıcı çöküşlere yol açtığını, serveti üretken ekonomiden çekip finansal soyutlamalara aktardığını ve her düzeyde ahlaki tehlike (moral hazard) yarattığını fark etmeye başladılar.
İslam'ın riba (faiz) yasağı orta çağdan kalma bir hurafe değil; paranın reel üretimle bağı koptuğunda ekonomiye ne olacağına dair yapısal bir içgörüdür.
Batı bunu kriz üstüne kriz yaşayarak, yaşayarak öğreniyor ve bir yüzyıl boyunca alay ettiği çözümleri şimdi sessiz sedasız benimsiyor.
İhraç Edilen Eleştiri ve İçsel Çöküş
Müslüman toplumlara dayatılan ya da onlar tarafından benimsenen modernleşme projesinin üç sütunu vardı: Seküler milliyetçilik, liberal feminizm ve finansal kapitalizm. Bugün bu üç sütun da Batı'nın kendi içinde ciddi bir öz eleştiri sürecinden geçiyor.
• #MeToo hareketi sonrası kurumsal hesaplaşmalar, liberal karma yaşam normlarının ciddi zararlar verdiğinin açık bir itirafıdır.
• Sürdürülebilirlik (ESG) yatırımları ve etik finans, saf kâr güdüsünün yıkıcı sonuçlar doğurduğunun kabulüdür.
• Anlam krizi, akıl sağlığı sorunları ve toplumsal yabancılaşma ise seküler bireyciliğin insani refah ve mutluluk noktasında sınıfta kaldığının kanıtıdır.
Özetle: Birçok Müslümanı Şeriatten nefret edecek şekilde manipüle ettiler, şimdiyse kendileri dolaylı yoldan Şeriatı uyguluyorlar.
