Ortadoğu'nun Ateş Çemberinde Kürt Sorununu Çözme İradesi Neden Hayati?

 

 

 

 

Türkiye’nin Ateş Çemberinde Kürt Sorununu Çözme İradesi Neden Hayati?

 

Türkiye’nin çevresini saran çok katmanlı jeopolitik krizler tartışılırken, gözden kaçırılmaması gereken temel gerçek şudur: Kürt sorununu siyasi, hukuki ve toplumsal düzlemde çözme iradesi, bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tüm güvenlik risklerinin kilit değişkenidir. Bölgesel kırılganlıkların bu denli iç içe geçtiği bir dönemde, Ankara’nın en güçlü stratejik manevra alanı, kendi iç meselesini istikrara kavuşturabilme kapasitesinde yatıyor.

 

Bu çerçeveyi son olarak X platformunda kaleme aldığı “Ateş Çemberindeki Türkiye” başlıklı analizinde gündeme getiren isimlerden biri de @Germanospeter adlı kullanıcı oldu.

 

Yazar Kimdir?

 

Peter Germanos (@Germanospeter), X platformunda jeopolitik riskler, Orta Doğu güvenliği ve bölgesel güç rekabetleri üzerine analizler paylaşan bağımsız bir yorumcu. Akademik ya da resmî bir pozisyonu olmamakla birlikte, özellikle Türkiye’nin çevre coğrafyasındaki krizlerin eş zamanlı etkilerine odaklanan uzun analizleriyle dikkat çekiyor.

 

“Ateş Çemberi”: Türkiye’nin Çevresindeki Sürekli Baskı Kuşağı

 

Analize göre Türkiye, artık tekil krizlerle değil; sınırları boyunca uzanan sürekli bir basınç hattı ile karşı karşıya. Levant’tan Karadeniz’e, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bu kuşak; savaşlar, donmuş çatışmalar ve bölgesel rekabet alanlarıyla örülmüş durumda.

 

Güneyde Suriye savaşı, Türkiye açısından yalnızca dış politika başlığı değil; doğrudan iç güvenliğe temas eden bir dosya olmayı sürdürüyor. Irak’ta kronik devlet zayıflığı, özellikle kuzey bölgelerin silahlı yapıların kalıcı zeminine dönüşmesi riskini canlı tutuyor. İran cephesinde ise Ankara’yı asıl endişelendiren senaryo, İran’ın güçlenmesi değil; olası bir iç çözülmenin doğuracağı kontrolsüz sonuçlar.

 

Kuzeyde Ukrayna savaşıyla militarize olan Karadeniz, batıda Yunanistan ile süregelen gerilimler ve Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti Türkiye’nin stratejik kapasitesini sürekli test ediyor. Son olarak İsrail ile özellikle Gazze savaşı bağlamında artan diplomatik gerilim de bu tabloya yeni bir kırılganlık başlığı ekliyor.

 

Bütün Krizleri Birleştiren Damar: Kürt Meselesi

 

Analizin merkezinde yer alan asıl vurgu, Kürt meselesinin tüm bu kriz alanlarını birbirine bağlayan ana eksen olduğudur. Suriye, Irak ve İran’daki Kürt dinamikleri, Türkiye iç siyasetiyle doğrudan etkileşim hâlindedir.

 

Ankara’nın temel kaygısı, büyük ölçüde güvenlik merkezli devlet aklının mirası olan bir refleksle, silahlı ya da siyasi Kürt özerkliğinin bölgesel ölçekte kurumsallaşarak kalıcı bir jeopolitik gerçekliğe dönüşmesidir. Ancak bu kaygı, çoğu zaman tehdidin kaynağını dışarıda ararken çözüm imkânını içeride zayıflatmaktadır.

 

Oysa tablo aynı zamanda şu gerçeği de açık biçimde ortaya koyuyor: Türkiye’nin Kürt sorununu kendi iç hukuk ve siyaset zemini içinde çözme kapasitesi, dış aktörlerin manevra alanını daraltan en güçlü stratejik kaldıraçtır.

 

Türkiye, kendi içinde Kürt sorununa anayasal temelde kalıcı bir çözüm geliştirip; paralelinde Suriye ve Irak’taki Kürt oluşumlarıyla gerilim-çatışma yerine siyasal ve ekonomik entegrasyonu önceleyen bir hamilik ilişkisi kurabilirse, bölge genelinde sınırların giderek anlamsızlaştığı, insanların ve malların serbestçe hareket edebildiği bir ortak pazar ufku ortaya çıkabilir.

 

Sonuç: Ateş Çemberinde Anahtar İçeride

 

Yazarın “ateş çemberi” benzetmesi, tek bir savaşı değil; coğrafya, tarih ve çözümsüzlüklerin üst üste binerek yarattığı kümülatif baskıyı tarif ediyor. Bu baskının tehlikeli hâle gelmesi ise krizlerin eş zamanlı olarak tırmanmasıyla mümkün oluyor.

 

Tam da bu nedenle Türkiye açısından mesele yalnızca sınır ötesi askerî denge değildir. Asıl mesele; içeride siyasi meşruiyeti, toplumsal bütünlüğü ve Kürt sorununa dair çözüm iradesini güçlendirebilmektir. Ateş çemberinin ortasında yer alan bir ülke için en sağlam savunma hattı, kendi iç barışını tahkim edebilmesidir.

 

Türkiye, Kürtlerle ortaklaştığı ve bölge ülkeleriyle ortak ekonomik, siyasal, askeri işbirliği zeminlerini güçlendirdiği bir zeminde -Türkiye’nin Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’la son dönem kurmaya çalıştığı ilişkiler buna örnektir- çevresini saran tüm bu tehditlere rağmen geleceğe daha güvenle bakma imkân ve gücüne sahip olacaktır.

Özet
:
Naci Hanpolat - Türkiye’nin çevresini saran çok katmanlı jeopolitik krizler tartışılırken, gözden kaçırılmaması gereken temel gerçek şudur: Kürt sorununu siyasi, hukuki ve toplumsal düzlemde çözme iradesi, bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tüm güvenlik risklerinin kilit değişkenidir. Bölgesel kırılganlıkların bu denli iç içe geçtiği bir dönemde, Ankara’nın en güçlü stratejik manevra alanı, kendi iç meselesini istikrara kavuşturabilme kapasitesinde yatıyor.
Resim
Türkçe
X