CIA’nın Raporu “Liderlerini Öldürerek Direnişi Yenemezsiniz”
İngiliz araştırmacı gazeteci Kit Klarenberg, istihbarat servisleri, jeopolitik çatışmalar ve Batı’nın gizli operasyonları üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan bir yazardır. Özellikle Batılı güvenlik kurumlarına ait belgeleri ve raporları inceleyerek hazırladığı analizlerle dikkat çeken Klarenberg, bu yazısında ABD istihbaratının yıllar önce hazırladığı bir değerlendirmeden hareketle, suikast stratejisinin neden çoğu zaman beklenenin tersine sonuç verdiğini ele alıyor. CIA’nın iç raporlarından örnekler sunan Klarenberg, Ortadoğu’daki son gelişmeler ışığında “lider suikastlarının direniş hareketlerini zayıflatmak yerine nasıl güçlendirebildiğini” tartışıyor.
CIA’nın Raporu “Liderlerini Öldürerek Direnişi Yenemezsiniz”
Kit Klarenberg – 15 Mart 2026
Siyonist-Amerikan ittifakının İran’a karşı başlattığı savaşın kısa sürede sonuçlanacak bir “yıldırım harekâtı” olması planlanmıştı. Tamamen hava gücüne dayanan bu operasyonun birkaç gün içinde İran’ı diz çöktürmesi hedefleniyordu.
Ancak Washington ve İsrail, beklenmedik biçimde çok cepheli ve geniş kapsamlı bir çatışmanın içine sürüklendi. Bu savaşın sonuçları, hatta Amerikan hegemonyasının bölgedeki varlığını dahi tehdit edebilecek bir boyuta ulaşma potansiyeli taşıyor.
ABD’nin ilk hava saldırılarının merkezinde ise 28 Şubat’ta İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi vardı. Batı medyasında başlangıçta “yüzyılın suikastı” olarak sunulan bu olay, kısa sürede saldırıyı gerçekleştiren taraflar için ağır sonuçlar doğuran bir gelişmeye dönüştü.
İslam Cumhuriyeti’nin hem İsrail’deki sivil merkezlere hem askeri ve istihbarat altyapısına hem de Batı Asya’daki ABD üslerine yönelik saldırıları hız kesmeden devam etti. Tahran’da milyonlarca kişinin katıldığı öfkeli yas gösterileri düzenlendi. Bu öfke yalnızca İran’la sınırlı kalmadı; Arap ve Müslüman dünyasının birçok yerinde yankı buldu.
Pakistan’ın büyük şehirlerinde Şii gruplar güvenlik güçleriyle çatışmalara girerken Bahreyn’de ise ülke adeta devrim eşiğine geldi. Bu gelişmeler yaşanırken, öldürülen liderin oğlu Mücteba Hamaney İran’ın yeni dini lideri olarak görevi devraldı.
İran’da Yeni Lider: Mücteba Hamaney
İran’da farklı etnik ve dini kesimlerden binlerce kişi, ABD ve İsrail hava saldırılarına rağmen sokaklara çıkarak Mücteba Hamaney’in liderliğini kutladı.
İran Devrim Muhafızları ile güçlü bağları olduğu düşünülen yeni lider, Batılı çevreler tarafından “sertlik yanlısı” bir figür olarak görülüyor. Bu nedenle birçok gözlemci, onun babasına kıyasla Batı ile ilişkilerde daha az uzlaşmacı ve daha sert bir politika izleyeceğini düşünüyor.
Batılı kaynaklara göre Mücteba Hamaney, İran’ın ABD ve İsrail’in gelecekteki saldırılarını caydırmak için nükleer silah edinmesi gerektiğine karar verebilir. Böyle bir adım, Ali Hamaney’in yıllardır nükleer silah üretimini yasaklayan fetvasından radikal bir kopuş anlamına gelecektir.
ABD Başkanı Donald Trump, Mücteba Hamaney’in iktidara gelmesinden “memnun olmadığını” açıkladı. İsrail’deki siyasi çevreler de benzer şekilde bu gelişmeden rahatsızlık duyuyor. Ancak eski liderin öldürülmesinin böyle bir sonuç doğuracağı aslında oldukça öngörülebilir bir durumdu.
Bu noktada akla gelen temel soru şudur:
Washington ve Tel Aviv neden, Batı Asya’dan Amerikan etkisini tamamen çıkarmaya daha kararlı bir liderin ortaya çıkmasına yol açacak bir suikast gerçekleştirdi?
Hizbullah ve Direnişin Gücü
Ali Hamaney’in öldürülmesinden sonra Hizbullah’ın İsrail’e yönelik yoğun saldırıları, İsrail yönetiminin sık sık dile getirdiği bir iddiayı da çürüttü:
Tel Aviv yönetimi, Ekim 2024’te Lübnan’a düzenlenen saldırının Hizbullah’ı yok ettiğini savunuyordu.
Oysa bu işgalden önce İsrail istihbaratı Mossad’ın düzenlediği dikkat çekici bir operasyon gerçekleştirilmişti. Hizbullah yöneticilerinin kullandığı binlerce çağrı cihazı, satın alınmadan önce içine yerleştirilen patlayıcılar sayesinde aynı anda patlatılmıştı. Bu saldırıda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştı.
Bundan kısa süre sonra ise Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İsrail hava saldırısında öldürüldü.
Ancak tüm bu suikastlar ve saldırılar, Direniş hareketini ortadan kaldırmak yerine daha da güçlendirdi.
CIA’nın Yıllar Önceki Uyarısı
Aslında bu durum yeni bir keşif değil. ABD istihbaratı da bunun farkındaydı.
CIA, 2009 yılında hazırladığı gizli bir değerlendirme raporunda “yüksek değerli hedeflerin” (HVT) öldürülmesinin avantajlarını ve risklerini analiz etmişti. Bu rapor, dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın CIA Direktörü Leon Panetta’nın politikasını değiştirerek şüphelileri yakalamak yerine doğrudan öldürmeye dayalı operasyonları artırma kararı öncesinde hazırlanmıştı.
Rapora göre suikastlar bazı durumlarda işe yarayabilirdi; ancak çok sayıda olumsuz sonuç doğurma riski de taşıyordu.
Özellikle İsrail’in geçmişte Hamas ve Hizbullah liderlerine yönelik suikastlarının, çoğu zaman ters etki yarattığı örnek olarak gösteriliyordu.
CIA raporunda şu uyarı yapılıyordu:
-
Liderlerin öldürülmesi direniş gruplarına olan desteği artırabilir.
-
Bu tür saldırılar toplum ile örgüt arasındaki bağı güçlendirebilir.
-
Daha radikal liderlerin ortaya çıkmasına yol açabilir.
-
Çatışmanın şiddetini tırmandırabilir.
Raporda ayrıca şu tespit yer alıyordu:
“Bir direniş hareketi toplumuyla güçlü bağlara sahipse ve geniş bir destek tabanına dayanıyorsa, lider kayıpları yeni kadroların hızla ortaya çıkmasıyla telafi edilir.”
Hamas ve Hizbullah Örneği
CIA değerlendirmesinde Hamas ve Hizbullah özel olarak ele alınıyordu.
Bu örgütler yalnızca askeri yapıdan ibaret değil; aynı zamanda sağlık hizmetleri gibi devlet benzeri sosyal hizmetler de sunan yapılar. Bu nedenle liderleri toplum içinde geniş tanınırlığa sahip.
Ancak aynı zamanda güçlü organizasyon yapıları, disiplinli kadroları ve geniş lider havuzları sayesinde suikastların ardından hızla yeniden örgütlenebiliyorlar.
İsrail, 1990’lardan itibaren Hamas ve Hizbullah liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirdi.
2000’lerin başında Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin ve Gazze lideri Abdülaziz Rantisi öldürüldü.
Fakat CIA’nın değerlendirmesine göre bu suikastlar:
-
Direniş grupları arasındaki dayanışmayı güçlendirdi
-
Daha sert çizgideki liderlerin yükselmesini sağladı
Gazze Savaşı ve Direnişin Güçlenmesi
Bu dersler, Gazze’de başlayan büyük savaş sırasında da göz ardı edildi.
Haziran 2024’te saygın uluslararası dergi Foreign Affairs dikkat çekici bir başlık attı:
“Hamas Kazanıyor.”
Dergiye göre İsrail’in stratejisi başarısızdı ve düşmanını daha da güçlendiriyordu.
Gazze’deki savaşın ardından Hamas’ın:
-
insan kaynağı büyüdü
-
yeni savaşçılar çekme kapasitesi arttı
-
daha önce temizlendiği iddia edilen bölgelerde tekrar saldırılar düzenleyebildiği görüldü.
Rapora göre Gazze’deki yıkım ve büyük sivil kayıplar, Hamas’a yönelik desteği azaltmak yerine artırdı.
Direnişin Genişleyen Etkisi
Gazze’deki savaş yalnızca Hamas’ı değil, tüm “Direniş Ekseni”ni etkiledi. İsrail’in askeri operasyonları ve ağır yıkım, bu hareketlerin hem bölgesel hem küresel düzeyde daha fazla destek kazanmasına yol açtı.
Bugün İsrail ve onu destekleyen Anglo-Amerikan güçleri için tablo oldukça karmaşık görünüyor. Karşılarında, uzun soluklu bir savaşa hazır ve tam zafer hedefiyle hareket eden bir rakip bulunuyor.
İran Uyarısı
İran’a yönelik saldırının yaratabileceği sonuçlar aslında daha önce de dile getirilmişti.
İsrail merkezli Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) tarafından Haziran 2025’te yayımlanan bir raporda şu uyarı yapılmıştı:
Ali Hamaney’in öldürülmesi halinde İran çok kısa sürede yeni bir lider seçebilir. Bu lider daha radikal veya daha yetenekli olabilir ve suikast İran toplumunu hükümet etrafında daha da kenetleyebilir.
Bugün yaşanan gelişmeler, bu uyarının ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.
Ve bu kararın sonuçları, büyük ihtimalle Batı Asya’nın siyasi dengelerini uzun yıllar boyunca etkilemeye devam edecek.
KAYNAK: https://www.kitklarenberg.com/
