Küba’dan ABD’ye Sert Yanıt: “Bize Hiçbir Şey Dayatamazsınız”
ABD’nin 21. Yüzyılın Yeni Hedefi: Küba
Venezuela ve İran’ın ardından Washington’ın nişan aldığı yeni ülke olan Küba’nın Devlet Başkanı, ABD’nin istifasını talep etmesine sert tepki gösterdi: “Küba’nın liderlerini ABD hükümeti seçmez.”
ABD yönetiminin Venezuela ve İran’a yönelik baskı politikalarının ardından modern sömürgeciliğin yeni hedefi olarak gösterilen Küba, Washington’a boyun eğmeyeceğini bir kez daha net biçimde ortaya koydu.
Tanınmış gazeteci Jorge Ramos’un gerçekleştirdiği röportajda Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’e doğrudan bir soru yöneltildi:
“Küba’yı kurtarmak anlamına gelse, görevinizden ayrılmayı düşünür müydünüz? Bu, ABD’nin öne sürdüğü koşullardan biri.”
Devlet başkanı, soruyu sert bir karşı soruyla yanıtladı:
“Bu soruyu dünyanın başka hangi devlet başkanına sordunuz? Bu soru sizden mi geliyor, yoksa ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan mı?”
“Biz Halka Hesap Veririz, ABD’ye Değil”
Küba liderinin verdiği yanıt, Washington’a açık bir meydan okumaydı:
“Küba’da liderlik pozisyonundakiler ABD hükümeti tarafından seçilmez. Biz egemen ve özgür bir devletiz. Kendi kaderimizi tayin hakkımız var.”
Devlet başkanı, Küba’daki seçim sistemini de savundu: Liderlik pozisyonları, önce yerel seçim bölgelerinde binlerce Kübalı tarafından, ardından Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından belirleniyor.
“Bu görevi kişisel, kurumsal ya da parti hırsıyla değil; halkın verdiği görev anlayışıyla yürütüyoruz. Devrimcilerin teslim olması ve çekilmesi bizim sözlüğümüzde yer almaz.”
Küba’nın ekonomisi
Gazetecinin Ülke ekonomisi ile ilgili “Küba'nın şu anki ekonomik durumu ve ABD yaptırımları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu bir kuşatma mı?” diye sorduğu soruya Başkan şöyle cevap veriyor:
“Bu sadece bir kuşatma değil, bu bir halkın iradesini kırma girişimidir. ABD, 21. yüzyılda hala eski sömürgeci reflekslerle hareket ediyor. Bizi ekonomik olarak boğarak kendi siyasi sistemlerini dayatmaya çalışıyorlar. Ancak Küba, kimsenin arka bahçesi veya modern bir sömürgesi olmayacaktır."
“ABD’nin Bize Ahlaki Olarak Bir Şey Talep Etme Hakkı Yok”
Devlet başkanı, Küba’nın içinde bulunduğu ekonomik zorluğun sorumluluğunu doğrudan ABD politikalarına bağladı:
“Küba halkına bu politikayla ne kadar ağır bir bedel ödetildiğini ve Amerikan halkının Küba halkıyla normal bir ilişkiden nasıl mahrum bırakıldığını kabul etmeleri gerekir.”
"Onların 'demokrasi' dedikleri şey, aslında egemenliğimizi teslim etmemizdir. Bizim suçumuz, kendi yolumuzu seçmiş olmamız. Eğer ABD gerçekten özgürlükten yanaysa, neden 60 yıldır devam eden bu haksız ambargoyu kaldırmıyor? Onlar özgürlük değil, kontrol istiyorlar."
Diyalog Çağrısı: “Koşulsuz Müzakere”
Keskin söyleminin ardından Küba lideri, çatışma yerine diyalogu tercih ettiklerini vurguladı:
“Siyasi sistemimizde değişiklik talep etmeksizin, herhangi bir konuyu koşulsuz biçimde masaya yatırmaya hazırız. Biz de Amerikan sisteminde değişiklik talep etmiyoruz. İki ülkenin yararına bir dostluk ve dayanışma zemini oluşturabiliriz.”
ABD’nin Küba’ya yönelik ambargo ve yaptırım politikası onlarca yıldır sürerken, Washington’ın son dönemde ekonomik baskıyı daha da artırması, Küba’yı 21. yüzyılın jeopolitik gerginliklerinin odak noktalarından biri hâline getirdi.
Röportajın Tam Türkçe Çevirisi:
Gazeteci: “Küba’yı kurtarmak anlamına gelse istifa etmeyi düşünür müydünüz? Çok önemli ve tanınmış bir gazetecisiniz. Dünyadaki başka bir cumhurbaşkanına bu soruyu hiç sordunuz mu? Çünkü bu, ABD’nin talep ettiği koşullardan biri. Bunu hiç düşünür müydünüz? Açıklayayım.”
Başkan: “Bunu dünyadaki başka bir cumhurbaşkanına sordunuz mu? Ben kendi cumhurbaşkanımıza çok sert sorular sordum. Başkan Trump’a çok zor sorular sordum. Bu soru size mi ait, yoksa Dışişleri Bakanlığı’ndan mı yoksa ABD hükümetinden mi geliyor? Sorunuz şu çünkü ABD hükümetinin Küba’da siyasi değişim istediğini duyduk. Benim size sorum şu: Eğer size sorsalar, ‘bu bir koşul’ deseler, istifa eder miydiniz?”
Başkan: “Dürüstlüğünüz nedeniyle, bu soruyu bu nedenlerle sorduğunuzu varsayacağım. Küba’da liderlik pozisyonlarındaki insanlar ABD hükümeti tarafından seçilmez. ABD hükümetinden bir yetkileri yoktur. Biz özgür bir egemen devletiz, özgür bir ülkeyiz. Kendi kaderini tayin hakkımız ve bağımsızlığımız var. Ve ABD’nin tasarımlarına tabi değiliz.
Öte yandan, Kübalı liderler burada bir güç elitini temsil etmiyor. Arkamı görebilirsiniz, nerede doğduğumu, ailemi, hayatım boyunca neler yaptığımı. Halk tarafından seçiliyoruz, bunu göz ardı etmeye çalışan bir anlatı olsa da.
Her birimiz, bir liderlik rolünün parçası olmadan önce, tabandan bir seçim bölgesinde binlerce Kübalı tarafından seçilmeliyiz. Ve sonra Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nde Kübalıları temsil edenler, dünyadaki diğer birçok ülkede olduğu gibi bu liderlik pozisyonlarını ve makamlarını seçer. Dolayısıyla bizim halk katılımına dayalı bir seçim sistemimiz var.
Bu sorumluluk ve liderlik pozisyonunu üstlendiğimizde, bu kişisel hırsımızdan, kurumsal bir hırstan ve hatta bir parti hırsından kaynaklanmaz. Bunu halkın bir görevi olarak yaparız. Devrimcilerin pes edip istifa etmesi kavramı bizim sözlüğümüzde yoktur.
Eğer Küba halkı benim göreve uygun olmadığımı, bu durumun hakkını veremediğimi düşünürse, o zaman bu başkanlık pozisyonunda olmamalıyım. Onlara cevap vereceğim. Ama şunu anlamalısınız ki, sadece ülkenin cumhurbaşkanına odaklanmamalısınız, çünkü bizim halkla çok yakından bağlantılı, kolektif bir liderliğimiz var.
Ancak bize herhangi bir şeyi dayatabilecek olan ABD değildir. Küba’ya karşı bu düşmanca politikayı uygulayan ABD hükümetinin, Küba’dan herhangi bir şey talep etmeye ahlaki hakkı yoktur. Küba halkının durumundan endişe duyduklarını ve Küba hükümetinin Küba’yı bu duruma getirdiğini söylemeye dahi ahlaki hakları yoktur, tüm bu sorumluluk onların omuzlarındayken.
Bence en önemli şey, onların bu kritik pozisyonu anlamaları ve samimi bir tavır almaları, Küba halkına uyguladıkları politikanın neye mal olduğunu ve Amerikan halkını Küba halkıyla normal bir ilişkiden ne kadar mahrum bıraktıklarını kabul etmeleri ve bizim talep ettiğimiz, ilgilendiğimiz gibi, hiçbir koşul olmaksızın diyaloğa girip herhangi bir konuyu tartışmaya koyulmaları, siyasi sistemimizden değişiklik talep etmemeleri (ki biz de Amerikan sisteminden değişiklik talep etmiyoruz, bu sistem hakkında birçok şüphemiz ve değerlendirmemiz olsa da) ve bizi bir araya getirene, karşılıklı anlayış alanları yaratabilecek şeylere odaklanıp çatışmadan uzaklaşarak dostluk ve dayanışma temelinde her iki ülke için de faydalı bir yol inşa edebilmemize odaklanmalarıdır.”